E-Mail            
..:: tahapinar ::..
Çapulcularla değil, büyük güçlerle savaşıyoruz

Çapulcularla değil, büyük güçlerle savaşıyoruz

Genelkurmay'ın terör saldırılarının artacağına ilişkin uyarısının hemen ardından, 10 evladımızı kaybettik. Bu tür saldırıların son dönemlerde sayısal olarak artması ve eylemlerin daha yaygın bir coğrafi alanda gerçekleştirilmesi 'yeni bir döneme' girildiğinin de göstergesi.

Terör sorununun 25 yıldır varlığını devam ettirmesi, içeriğinin hep aynı olmasını gerektirmiyor. Hem örgüt, hem amaçları, hem de eylem biçimleri zaman içerisinde farklılaşarak karşımıza çıkıyor. Bugün bu konu artık bir terör meselesi olarak analiz edilebilir olmaktan çıkmış durumda. Teröristlerin araç olarak kullanıldığı büyük ve ciddi bir savaşın içerisindeyiz. Eli silahlı çapulcularla değil, dünya sisteminin yapısını şekillendirmeye çalışan büyük güçlerle savaşıyoruz.

Esas hedef Kürtlerin, Kuzey Irak'ın ya da PKK'nın geleceği filan da değil; çatışma konusu 'Türkiye'nin gelecekte nasıl bir ülke olacağı' ve 'bu bölgede liderlik rolünü üstlenip üstlenemeyeceği.' Bu sebeple teröristle değil, sistemin belirleyici güçleriyle savaş halindeyiz. Savaş; kan demektir, kayıp demektir, bedel ödemek demektir. Büyük bir devlet olduğumuz için büyük sorunlarla yüzleşmemiz, büyük sorunları aklıselim içerisinde çözebilme kapasitesine ulaşmamız gerekir. Bunun için de doğru teşhisleri koymak, artık kronikleşmeye başlayan bu hastalığımızın verdiği tüm ağrı ve acılara karşın analiz yeteneğini yitirmemek durumundayız. Konunun birkaç boyutu hakkında biraz zihin egzersizi yapalım.


İÇ DENGELER AÇISINDAN
Olayı en basit biçimiyle ele aldığımızda bile ilk görünen şey, iktidar partisinin bu sürecin devam etmesinden yıpranacağıdır. İktidarın misyonu sorunları çözmektir. AKP iki dönemdir yöneten partidir ve henüz terör sorununa çözüm sağlayamadığı gibi, açılım atağı da sekteye uğramış görünmektedir. Bu durum kuşkusuz seçim sürecinde siyaseten kullanılabilir bir başarısızlıktır. Lakin bir diğer konunun daha altını çizmek gerekmektedir. AKP farklı görüşlerin bir arada bulunabildiği bir partidir. Kimileri AKP'nin kendi içerisinde bir koalisyon olduğunu bile ifade edebilmektedir. Bu birlikteliğin devamlılığını belirleyen üç ana fay hattı mevcuttur.

Bunlar;

1- Laiklik konusu,
2- Kürt meselesi,
3- Dış politika yönelimleridir.

Bu üç konuda belirli bir dengenin aşılması durumunda, parti içerisinde sıkıntının doğması ve kutuplaşma ortaya çıkması kaçınılmazdır. Laiklik konusu, kapatma davasının ardından kendi sınırlarını önemli ölçüde belirlemiştir. Buna mukabil son dönemlerde dış politika konusu hassas bir noktaya evirilmiştir. ABD'nin ya da geniş anlamıyla Batı ittifakının dışında yer tutan bir Türkiye görüntüsünün, parti içerisinde rahatsızlık yaratması normaldir. İran ile fazla yakınlaşan ilişkiler meselesi de ayrı bir tartışma konusudur. Buna ilave olarak Kürt meselesine karşı alınacak tavrın da bundan sonrası için belirleyici olacağı söylenebilir. Parti içerisinde 'açılım' politikasından hoşnutsuz olanlar olduğu gibi, 'kapanım'dan rahatsızlık duyanlar da olacaktır. Milliyetçi çizgiden gelenlerle Kürt kökenlileri bir arada tutan zeminin sarsılması, parti içerisinde sıkıntı yaratacaktır. Kaldı ki, Türkiye iç siyasette bir süredir farklı partiler düzleminde çeşitli operasyonlarla karşı karşıyadır. Türk siyaseti yeniden dizayn edilirken, olayların tamamen iç dinamiklerle şekillendiği söylenemez. CHP'nin ardından sıra AKP'ye gelmiş olabilir. Eğer durum böyleyse sıra hepsine (BDP, MHP vs.) gelebilir.


ULUSLARARASI İLİŞKİLER AÇISINDAN
Terörle ilgili olarak son dönemde İsrail'e dönük olumsuz propaganda olmasına karşın, İsrail'in de aslında esas aktörler açısından bir operasyon alanı olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bugünlerde orada da benzer bir siyasi analiz mümkündür. PKK konusu, sorumluluğu birilerinin üzerine yükleyerek (İsrail, Barzani, ABD vs.) kurtulabileceğimiz bir mesele değildir. Önümüzdeki dönem tüm Ortadoğu açısından bir savaş ortamı gibi görünmektedir. İran konusu alevlenebilir. Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlar konusunda BM Güvenlik Konseyi'ndeki tavrı eleştirilse bile, nihayetinde şöyle bir denge yaratmıştır: İran, Türkiye'yi hasım olarak görmemektedir, olası bir savaş sırasında da görmeyecektir. Türkiye savaş dışı kalacağını şimdiden deklare etmiştir. İran'a yönelik bir müdahalede, savunma durumuna geçecek İran'ın en yakın iki hedefi İsrail ve Kuzey Irak olacaktır. Kuzey Irak'ın herhangi bir saldırıya hedef olmamasının tek şartı Türk ordusunun o bölgede olması olabilir. Terör saldırılarının ardından Türkiye'nin Kuzey Irak'a girme yönünde talepte bulunması ve bölge yönetimin de buna izin vermesi mümkündür. Türkiye'nin Kuzey Irak'ta olması, o bölgeyi de savaş dışına taşıyacaktır. İsrail'in bugünlerdeki en büyük sıkıntısı da aslında budur. İran'ın ve oluşacak tepkinin (yansımaları terör saldırıları olabilir) tek konsantrasyon bölgesi İsrail olarak kalabilir ki, bu onlar açısından son derece tehlikeli bir durumdur.


EKONOMİ DENGELERİ AÇISINDAN
Dünya enerji dengeleri 20. yüzyıl boyunca şekillenen şartlar dolayısıyla, özü itibarıyla petrol üzerine inşa edilmiştir. ABD'de Meksika Körfezi'nde ortaya çıkan son çevre felaketinin ardından hız kazanması mümkün olan çevreci eğilimlerin, yeni bir enerji-ekonomi dengesi kurması kaçınılmazdır. Ortadoğu'da çıkacak bir savaş, petrol fiyatlarını tepeye çıkaracak, maliyet dengesi petrol aleyhine bozulacaktır. Bu yeni savaş ekonomisinin en çok kazanan ülkesinin Rusya olacağını söylemeye gerek yok. Neredeyse sistemin tek arzcısı haline gelebilir. En büyük zararı da Avrupa ve Uzakdoğu'nun müreffeh güçleri paylaşacaklardır. Bu, yaşanan ekonomik krizin ardından dünya üzerinde yeni bir siyasi güç dengesi anlamını da taşır. Türkiye'nin Rusya ile iyi ilişkiler içinde olması ve Kuzey Irak'taki konumu, bu krizden daha az etkilenmesini sağlayabilir. Krizin ardından Kuzey Irak, Türkiye ile tam entegre bir yapıya kavuşur. Türkiye, Kuzey Irak'ı askeri tehditlere karşı korurken, Kuzey Irak da Türkiye'yi ekonomik krizlere ve enerji bunalımlarına karşı güvenceye alır. Tüm bunların özet yorumu: PKK konusu, nasıl ele alındığına bağlı olarak Türkiye'nin iç ve dış siyasetini önümüzdeki dönemde şekillendirecektir. Temel mesele ne PKK, ne terör, ne derin devlet, ne hukuk, ne kasettir. Konu geleceğimizdir ve aklıselim gereklidir.

Deniz Ülke Aribogan


20.06.2010 14:03:44
162 defa görüntülendi

Untitled Document
 
sizde yorum yazın..
Isim
Email
Yorum
 

 

..:: tahapinar ::..

Yazilar

ileri son
1-10 / 816

Unbenanntes Dokument
Unbenanntes Dokument

Dost Siteler

   
 
   
   
   

Unbenanntes Dokument

Günün Karikatürü


Unbenanntes Dokument

KUR'AN ve KIBLE


Untitled Document
 
En son yorumlar.
zehra, 28.07.2010 11:08:53
  allahın selamı üzerinize olsun.bu olayı okuduktan sonra öyle bir yanlıştan döndüm ki.bana ibret oldu.ya rabbi sen ne büyüksün ...
DEVAMI
 
Mustafa, 22.07.2010 11:35:39
  Çok güzel olmuş emeği geçen herkesin ellerine sağlık ...
DEVAMI
 
Salih Başkan , 13.07.2010 21:35:46
  Maalesef artık chatlerin dinisi dini olmayanı kalmamış Bazi site sahiplerinin din ile hiç alakası yok Sadece chatine üye ...
DEVAMI
 
Sakine, 13.07.2010 01:04:17
  Babam benim herşeyim di daha dün mezarından geldim onu orda öle görünce tutamadım ağladım ben babamın cenazesinde ağ ...
DEVAMI
 
TÜRKAN TORAMAN, 29.06.2010 14:57:14
  merhaba,ben babamı 23 temmuz 2007 akşamı kaybettim.Bana heber geldiğinde dünyam yıkıldı,Bababam sapa sağlam hi ...
DEVAMI
 
Untitled Document