E-Mail            
Neue Seite 2
..:: tahapinar ::..
  Hoşgeldiniz Efendim,

zahmet edip siteme gelip beni ziyaret ettiğiniz için tesekkür ederim. Site'de fazla bir calışmam yok... çok basit ve sade... sadece bir kaç animasyon... Buyurun izleyin...

Sevgi ve Selamlarımla - taha

Ayrıca ziyaretinizden dolayı
size şu çiçeği hediye etmek istiyorum
 
Kulak ikidür âdemde, dil bir,

Kulak ikidür âdemde, dil bir,

Kulak ikidür âdemde, dil bir,

Gel imdi eyle bu hikmetde tedbîr.

Ki yâni akl olan uslu kişi de,

Sözü bir söyleye iki işide.

Ahmed-i Dâi



01.07.2009 09:17:07

"Yüreğim benim, en azaplı ülke"

"Yüreğim benim,
en azaplı ülke"

Bugün de çatışma dolu hikâyeler dinledim diye düşüncelere dalmış, caddede yürüyordum. Başka ne dinleyecektim ki? Aşk hikâyelerinin bile ayrılıkla bitenlerini dinlemek zorundaydım.
On beş dakika yürümüştüm ki, iki sürücünün arabalarının camlarından birbirlerine sarf ettikleri ağır sözleri duymamak için bakışlarımı gökyüzüne diktim.

Onunla geçirdiğim bir saat, bakışlarımı gökyüzünden çekip alarak yeniden muhayyileme çevirdi. "Hayat yorucu!" diye başlamıştı seansa. Dikkatimi çekemediğinin farkına varmış gibi, "Kiminle konuşsan aynı sözü işitiyorsundur, diğerleri de benim gibi sözlerine hayat yorucudur diye başlıyordur, kim bilir." demişti. Bir konuda yanılıyordu. Sadece terapi seanslarında değil, insanın olduğu her yerde duyulabilirdi bu söz.

Sözlerine beklediği düzeyde ilgi göstermemem, hayatın yorucu olmadığını düşünmemden değildi elbet. Hayat kime yorucu gelmez ki? Gözlerinde onu onaylamamı bekler bir ifade yakalayınca, "Evet haklısın." demiştim cılız bir sesle, "Hayat yorucu, hem de çok. Hikâyeni dinlemeye hazırım."

Giuseppe Ungaretti'den aktardığı şiirin iki mısraı çarpıcıydı. Ungarretti de kimdi? Ardından da, "Hayatta neden çatışma var, neden hepimiz bu dünyada gül gibi geçinip gidemiyoruz, anlayamıyorum." diyerek, okkalı bir soruyu önüme dikiverince koltuğumdan öne biraz kaykılmıştım üç saat öncesinde.

Karısıyla çatışmalarını anlatmıştı. Kavga etmedikleri gün yoktu. Sözcüklerin en irilerini seçiyorlardı birbirlerine fırlatmak için. Yakınlarda ağzından çıkan kelimelere öylesine şaşırmış ki, bunları söyleyen ben miydim diye kendiyle sıkı bir kavgaya tutuşmuştu.

Çatışmalara ve çatışmaların yoruculuğuna takılıydı zihni. İki sene önce de işyerinde terfi sürecinde başına gelmeyen kalmamıştı. Hakkında birçok dedikodular üretilmiş. Aynı makama aday başkasınca aleyhine kulisler yürütülmüş. Sonunda terfi eden o olmuş. "Genel müdür olmanın tadına varamadım inan. Bu yapılanlara gerek var mıydı?"

"Gerek yoktu yok olmasına ama bu dünya da böyle bir yer işte."

"Dünya nasıl bir yer?"

Çatışma yüklü hikâyeler dinledikçe, onun ve yüzlerce insanın sorduğu soru bana da bulaşmıştı zamanın birinde: "Neden bu dünya gerilimli bir yer?"

İnsanlar birbirlerine değmeden ilerleyemez miydi? Ağzımızdan sadece ve sadece güzel kelimeler çıkamaz mıydı? Biz kimseyi incitmeden, kimse de bizi incitmeden yaşayamaz mıydık?

Öğrenmiştim ki, hepten böyle sorunsuz yaşayamazdık. Böyle yaşamak için mücadele edebilirdik ancak. Öğrenmiştim ki, dünya zıtların çarpışma yeriydi. Hayırla şerrin, güzelle çirkinin, inanmak ile inkâr etmenin, sevgi ile korkunun arasında hep bir gerilimin olduğu bir hayattı bizimkisi. Yine öğrenmiştim ki, burası "mübareze-i hayat meydanı" idi. Rububiyet-i âmme unvanıyla, Hakîm ve Müdebbir ismiyle bir meydan-ı imtihan ve mübareze açılmıştı önümüze. Bu artık yalın bir gerçeklikti benim için.

Seansta yıllar öncesinde benim de sorduğum soruyu sormuştu: "İyi ama zıtların çarpışmasının nasıl bir hikmeti olabilir ki?" Öğrenmiştim ki, yeryüzünü zıtların çarpışmasına müsait kılan hikmet, kaynağını "kanun-u mübareze"den almaktaydı. 'Âdem (as) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş'ti.

Yıllar önce zihnime iyice kazıdığımı sanıyordum "kanun-u mübareze"yi. Kâinatta cari bir çatışma kanununun olması garip bir rahatlık sunmuştu. Bir hayalden sıyırıp dünyayı tanıtmıştı. Unutmayacağımı sanırdım. Yanılmışım. Tam zamanında yeniden hatırladım bu yalın gerçekliği.

Hayat yorucudur.

En çok yorulan da kalbimizdir.

Yaratıcı'nın celâlî ve cemalî isimlerinin bir gerekliliği olarak 'kalb etrafındaki ilhamat ve vesveselerin mübarezelerinden tut, tâ sema âfâkında melaike ve şeytanların mübarezesine kadar o kanunun şümûlü'" olduğunu da öğrenmiştim.

Kalbimiz iyiyle kötünün, aydınlıkla karanlığın, hayırla şerrin, meleklerin ilhamıyla şeytanın vesvesesinin çatışma ve mücadele alanıydı ve yaşamak da buydu. İnsan olmanın da ayrıcalığı.

Zıtların çarpışmasından ve çatışmalardan yorulduğumuzda, bunların olmadığı "öte bir yere" gitme isteği uyanır içimizde. Öte yer cennettir. Çünkü dünyadaki tüm iyiliklerin cennete, tüm kötülüklerin de cehenneme akıp gideceğini, iyiyle kötünün orada ayrışacağını da öğrenmiştim. Bu ise en rahatlatıcı olanıydı.

Caddenin sonuna yaklaştığımda insandan sınırsız iyiliğin de, sınırsız kötülüğün de çıkabilmesinin sırrını düşünürken (bu da önümüzdeki haftanın konusu olsun) Giuseppe Ungaretti'nin şiirinin iki mısrasını yeniden hatırladım:
Yüreğim benim/En azaplı ülke.

Mustafa Ulusoy


26.06.2009 23:25:30

..:: tahapinar ::..

Animasyonlar



Su
ileri sonuncu

Unbenanntes Dokument
Unbenanntes Dokument

Dost Siteler

   
 
   
   
   

Unbenanntes Dokument

Günün Karikatürü


Unbenanntes Dokument

KUR'AN ve KIBLE


Untitled Document
 
En son yorumlar.
SHADOW69, 02.07.2009 17:49:42
  GÜZEL KARDEŞİM ..... DİYECEKLERİM DİYEMEDİKLERİM OLDU... SAYGILARIMLA. ...
DEVAMI
 
, 02.07.2009 09:55:55
  böyle proğramlar yaptıkca sizlerlegururduyuyoruz ...
DEVAMI
 
osman, 28.06.2009 14:41:54
  bu site çok güzel we bu videoyu sakın kaldırmayın bu site olduğu sürece buda olsun ...
DEVAMI
 
hakikat, 26.06.2009 11:48:14
  gidenler hep var hayatımızda gidipte gelenler var.ama birde gidipte gelmeyenler var sesini gölgesini o zamanlar hoşumuza gitmesede hayk ...
DEVAMI
 
hakikat, 26.06.2009 11:33:14
  seçtikleriniz çok güzel sizi tebrik ediyorum ...
DEVAMI
 
Untitled Document